Dün Harmancık yöremizdeki köy derneklerimizin toplantısına katıldık. Dinlediklerimiz, Türkiye’nin kırsalında yıllardır biriken sorunların özeti gibiydi. Her köyde farklı isimlerle anılan ama özü aynı olan dertler…
En temel mesele, mülkiyet sorunu.
Köylerdeki tapuların büyük bölümü dedelerimizin, hatta onların babalarının üzerinde. İnsanlar köyüne dönmek, ev yapmak, hayata tutunmak istiyor; fakat resmi olarak üzerine alabileceği bir yeri yok. “Barınmak istiyoruz ama yapamıyoruz” diyorlar. Bu, sadece bir tapu meselesi değil; köye dönüşün, üretimin ve hayatın önündeki en büyük engel.
Bununla birlikte köylüler, köy tüzel kişiliğinin yeniden geri gelmesini talep ediyor. Çünkü bu yasa sonrası köyler, kendi kararlarını alamayan, kendi varlıklarını yönetemeyen bir hale geldi. Köylü, kendi getirdiği suya fatura öder oldu. Köy meraları, büyükşehir ya da ilgili belediyeler tarafından satışa çıkarıldı. Köyün yıllar içinde alın teriyle oluşturduğu makine parkları elinden alındı.
Köyler “köylüye rağmen” yönetilir hale geldi.
Sadece kağıt üzerinde hizmet üretildi. Köyde çocuk kalmamışken, çocuk parkları yapıldı. Kimse “Bu köyde üretim var mı, hayvancılık var mı, genç var mı?” diye sormadı. Sonuçta yapılan işler köylünün hayatına dokunmadı.
Bugün geldiğimiz noktada köyler, son 25 yılda ciddi şekilde geriye gitmiş durumda.
Tarım bitmiş, hayvancılık bitmiş, gençler köyden kopmuş. Köy yaşlanmış, yalnızlaşmış ve sessizleşmiş.
Biz şuna inanıyoruz:
Köyler kaderine terk edilecek yerler değildir.
Kırsal kalkınma, masa başından değil, köylünün içinden planlanır.
Tapu sorunları çözülmeden, köy tüzel kişiliği güçlendirilmeden, mera ve üretim alanları korunmadan bu gidişat tersine dönmez.
Bu sesi duyurmak, bu sorunları konuşmak ve çözüm üretmek zorundayız.
Çünkü köy biterse; şehir de nefes alamaz, ülke de ayakta kalamaz.
Resül KAPLAN